Kadınların alışveriş tutkusu ve merakı

Günümüzde kadın olmak zor iş. Geçmişin öykülerinde rol alan yumuşak huylu, eşine sadık, çocuklarına sevecen annelik yapıları çağımız toplumunda yeterli değil. Kadın beyni günün 24 saati işitsel ve görsel olarak mükemmel kadın mesajlarıyla çalkalanıyor ve mesajlardaki mükemmellik çıtası her geçen gün biraz daha yükseliyor.

Kendinden memnun olmak da eskisi gibi kolay değil artık. İyi pişen kurabiye için alınan övgüler, temiz ve bakımlı çocukları birey olarak yetiştirdiği için arkadaş gruplarında mağrur olma hakkı, sadık ve uyumlu olduğu için sosyal çevrede “iyi eş” nişanı almak giderek zorlaşıyor.

Büyük alışveriş merkezleri, açık alan pazarları, ucuzluk depoları, hatta taksitli iş yeri ve ev satıcılarıyla erkeklerin bütçesi, kadının ise kimliği ve konumu çepeçevre sarılmış halde… Bu da yetmezmiş gibi kredi kartının destek rengine boyanmış, bütçeyi köstekleyici ama harcamayı pekiştirici dostluğu, internetin oturduğunuz yerde size kendinizi kraliçe hissettiren, kapıya kadar hazır sunumları da cabası. Ve tabii, en büyük provakatör, narsisizmin doymak bilmeyen talebi… Asırlardır kendisini kimliksizliğe adamış bir cins olarak kadının, kendini fark etmeye başladığından bu yana kaçırdığı zamanları da kazanma telaşıyla beslenen doyum arayışları…
Bu doyum arayışlarının sığındığı tutumlardan birisi de, alışveriş tutkusudur. Birbirine geçmiş pek çok neden, örneğin kendi bedeninden memnun olmamak, o gün herhangi bir konuda kendini yetersiz hissetmek, evde eşle yaşanan gerginlik vb. alışveriş tutkusunun tetiğini çekebilir.

Stres faktörleri 

Kadınların, alışveriş tutkusu olarak adlandırılan para harcama tutumu, temelde, varoluşun hissedilmesine yönelik kaygı ifadesinden başka bir şey değildir. Kaygının tüketime dönüşmesinde uyarıcı rol oynayan çeşitli stres faktörlerinden söz etmek mümkündür.

Stres faktörleri “ideal” koşullarda yetişmiş, alt yapısı güçlü kimlikleri fazla baskılamaz ama rahatsız eder. Ancak toplumda herkesin ideal bir alt yapıya sahip olma şansı olmayabilir. Hepimiz bazı iç boşluklarıyla yaşıyoruz. Bu, gelişmekte olan ülkelerde yetişmiş insanların kaderi. Bu durumda, bazı nevrotik kişilik yapılarının ön plana çıktığını görüyoruz.
Stres faktörleri bizi rahatsız ettiğinde, bütçemizin bize izin verdiği ölçüde kendimizi şımartma hakkımız, biz psikologlar tarafından olumsuzluk olarak algılanmıyor. Bu durum, uyum sağlama mekanizması olarak kabul ediliyor. Ama içimizdeki kaygı duygusu bizi ele geçirdiğinde bütçemize zarar vereceğimizi bilsek de bir objeyi satın almaya yöneliyoruz. Bu obje, genellikle ya giyim ve makyaj malzemeleri olabiliyor ya da fiziksel olarak “eskidiğini” hisseden kadın kendini düzeltmeye çalışıyor. Burada beden narsisizmi çok önemli rol oynuyor. Bu durum sürüp gittiği zaman da iç dünyadaki karmaşalar ve çatışmalar patlak veriyor ve bu durumu taşınabilir hale getirmek için tekrar para harcamayı seçebiliyoruz!
Böylesi bir durumda alışveriş ve para harcama isteğinin tetiğini çeken mekanizma şöyle bir kısır döngüye giriyor: Birincisi, planlı ve gereksinmeler saptanmadan sadece içimizdeki tepkileri bastırmak yahut dönüştürmek için yaptığımız alışverişte, aldığımız malı niçin ve hangi amaçla aldığımız net olmadığı için, aldıktan kısa süre sonra ürün cazibesini kaybediyor ve alınan malın dolapta unutulduğunu fark ediyoruz.

İkincisi, fazla para harcamanın getirdiği suçluluk duygusuyla hem malı kullanma keyfi kayboluyor, hem de kendimizi daha da yetersiz ve anlamsız algılayabiliyoruz. Ve aynı nedenlerle iç dünyamızdaki çatışmanın çapı büyüyerek bizi, kaygımızı tekrar tüketimle gidermeye yöneltiyor. Aynı durumu aşırı yemek yiyen kişilerde de gözleyebiliriz. Aslında yemek de bir tür tüketimdir.
Ayrıca kadınlar başka bir uyaranla daha karşı karşıya. Günümüzde medya, dış dünyada olup bitenlerden bizi fazlasıyla haberdar etmektedir. Özellikle de sürekli evde hapsolmuş, benliğinden ve sosyal kimliğinden hoşnutsuz kadın yapıları TV’de izledikleri bir fiziğe ve karaktere benzemek için o kişinin tarzını, giyim kuşamını benimsiyor. Reklamlar burada ayrıca uyarıcı rol oynuyor. Ancak hayallerindeki kişiye ulaşamadıklarını anladıklarında hüsran ve öfke, içlerinde çatışma ve kaygıyı daha da büyütüyor ya da bu kadınlar ne kendileri kullanmak için, ne de başkalarına kullandırmak için değil, sadece toplamak ve biriktirmek amacıyla her çeşit şekilde pazarlanan ürünleri almaktan kendilerini alıkoyamıyorlar. Bir tür sahip olmak istedikleri konum, güç ve para bu objelere yükleniyor, diyebiliriz.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir